Bize Ulaşın WhatsApp Hattımız

Yapay Zekadan neden korkuyoruz

Yapay Zekadan neden korkuyoruz

Son yılların en ateşli ve ilgi çeken konusu kuşkusuz yapay zeka meselesi. Konuyla ilgili, ilgisiz herkesin bir fikri var. Bir çok kişi yapay zeka denince, doğrudan dijital bir kıyamet, insanlara karşı savaşan makinalar ve kıyamet sonrası senaryolar getiriyor gözünün önüne.

Son yılların en ateşli ve ilgi çeken konusu kuşkusuz yapay zeka meselesi. Konuyla ilgili, ilgisiz herkesin bir fikri var. Bir çok kişi yapay zeka denince, doğrudan dijital bir kıyamet, insanlara karşı savaşan makinalar ve kıyamet sonrası senaryolar getiriyor gözünün önüne. Peki evdeki mutfak robotundan, mikrodalga fırından, yahut 

 bunlardan çok daha akıllı aletler olan cep telefonlarımızdan korkmuyoruz da, yapay zeka neden bizi bu kadar geriyor? 

 Mesele aslında bir çok önemli ayağa sahip. Bunlardan birincisi, yapay zekayı bir kısmımız bir “cihaz” yahut “bilgisayar” zannediyor. Yani onun fiziksel bir alet olduğunu düşünüyoruz. Halbuki yapay zeka sözünü hakeden, öğrenebilen ve öğrendiklerinden sonuçlar çıkartabilen sistemler bilgisayarlarda çalışsa da bunlar aslında yazılımlar. Kendilerine verilen sayısal girdiler sayesinde öğrenebilen, öğrendikçe veri tabanlarını ve yapılarını değiştirebilen, veri geldikçe gelişebilen yazılımlar bunlar. Yapay zeka, insanların baş edemeyeceği kadar karmaşık ve çok basamaklı hesaplamalar isteyen işlemleri hızlı yapabilmek için tasarlanmış yazılımların “öğrenebilen ve uyarlanabilen” versiyonları aslında. Kısacası, yapay zeka bir çeşit yazılım ve diğer tüm yazılımlar gibi, ne için programlarsanız, onu yapmak üzere çalışmak durumunda olan bir kodlar dizisi aslında. 

 Yapay zeka elbette bir çok cihazı, aracı veya savaş makinasını kullanmak üzere programlanabilir. Ama neticede ona eklenen cihazlarla ne yapacağını ve nasıl bir iş göreceğini programcının ona bildirmesi gerek. Yani son zamanlardaki gelişmelerle bile, çamaşır makinalarını kontrol etmek yahut diller arası çeviri yapmak için tasarlanan bir yazılımın bir gün yeterince bilgi edindikten sonra insanları yeryüzünden silmenin tek çıkar yol olacağına dair bir çıkarım yapması ve bu sayede internet üzerinden nükleer füze ve uydu kontrollerini ele geçirip bize dünyayı dar etmesi pek olası değil. Elbette özellikle son yıllarda insan beyninin karmaşık örüntü yakalama ve tanıma özelliklerini taklit edebilen yapay zeka çalışmaları çok ileri düzeyde öğrenebilen, akıl yürütebilen, hatta kodlarında olmayan becerileri icat edebilen yazılımların ortaya çıkmasını sağlamış durumda. Yine de bunların birer yazılım olduğunu ve yazılımcıların onlar için yarattığı mantık içinde kalmak durumunda olduklarını unutmamakta fayda var. 

 Bu çok bilinmeyen bir gerçek değil. Ama korku hala devam ediyor. Bu korkuyu biraz deştiğinizde, aslında korkulan şeyin yapay zeka değil, bizzat onu üreten “insan” olduğunu fark edebiliyorsunuz. İnsanlar yapay zekadan değil, insanın “yatay zekasından” korkuyorlar. Yapay zeka, takıntılı, öğrendiklerine göre fikir değiştiremeyen, ideolojik yahut inanca bağlı kalıpları yüzünden yıkıcı düşmanlıklarla dolu, merhametsiz ve at gözlüklü zihinler için kullanabileceğimiz bir tabir. Bu ise sadece insana özgü, sadece bizi sakatlayan bir garip zihinsel felç hali. Böyle bir zihine sahip çok insan tanıyorsunuzdur ve belki bazı konularda siz dahi öylesinizdir. İşte korktuğumuz esas şey bu: Delinin biri günün birinde böyle bir yapay zeka üretir de kendi yatay zekasının hezeyanlarına göre bunu programlarsa? İşte bu korkuda haklısınız; zira insanlığı temiz ve ilanihaye besleyebilecek bir enerji kaynağını insanların başına “nükleer bomba” olarak atabilmek; iletişimin en büyük devrimi olan interneti derin bir istihbarat toplama tarlasına çeviren Tanrı-sanrılı zihniyetler hep bizden, yani insanoğlundan çıkıyor. İnsanın elinde bu zeka ve teknoloji her zaman tehlikeliydi, şimdi de öyle. Çözüm ise, değerlere, fikir özgürlüğüne ve öğrenme aşkına sahip insanların sayısını artırmak. O zaman yapay zekalar ve atom tepkimeleri bize çok daha güzel bir geleceğin kapılarını açabilir. 

Ama bunun pek zor olduğunu biliyoruz ve bu yüzden, haklı olarak, çoğumuzun ödü kopuyor! 


0 Yorum

Yorum yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar yıldız (*) ile işaretlenmiştir

0 Yorum